SALGIN KARANTİNASINDA ARAŞTIRMALAR, DÜŞÜNCELER ve DENEMELER

Salgın durumu oluştuktan sonra kendimi gönüllü karantinaya aldım, her sorumlu yurttaş ve sorumlu bir dünya vatandaşı olarak. Bu corona salgınının son derece faydalı bir yönü oldu benim için. Yaşanmış olan dönemin bir muhasebesini yapmaya çalıştım.

Gelişmiş olan ülkeler, ABD ve Almanya gibi, salgın için alınan tıbbi tedbirlerin yanında, ekonomik olarak alınan tedbirleri kafama takıldı. Evet, yurttaşların kişi başı hesaplarına para yatırılması gibi. Bu uygulama kapitalizmin, yani sağcıların genel görüşleriyle çelişmektedir (bu arada ülkemizde sağcılık tarifi ile tüm dünyadaki sağcılık tanımı çelişmektedir. İnsanlar sağcılığın, yani kaiptalizmin milliyetçilik ve dindarlığı otomatik olarak getireceğini düşünmektedirler. Oysa kapitalistler-yani katı materyalistler- bu kavramları sadece ve sadece kullanarak paraya çevirmeye çalışırlar, yoksa inancın kendisi ile alakaları yoktur, umurlarında değildir. Para kazandırdığı sürece bu kavramlar onlar için değerlidir). Niçin gelişmiş kapitalistler insanlar ekonomik sıkıntı çekmesinler diye insanlara para dağıtsınlar?

Bu soru inanılmaz ölçüde çarpıcı -Türkiye hariç elbette, umursamadık bile- kapitalizmin ruhuna aykırı! Sağcısı solcusu olarak dünyanın geçirdiği evrimleri doğru dürüst okumadığımız, anlamadığımız ve birçok şeyi tartışmadığımız için sıkıntılar oluşmaktadır. Geçenlerde komünist olduğunu bildiğim bir abim, bir konuda tartışırken samimiyetler hikmetinden sual olmaz deyince anladım ki, kişilerin kendilerini nasıl tanımladıkları yeterli olmuyor. Yani her Müslümanım diyen Müslüman olmadığı gibi, her hümanistim diyenin hümanist olmadığı gibi, her sosyalistim diyenin sosyalist olmadığı gibi, HER DEMOKRATIM diyenin demokrat olmadığı bir gerçek.

Kapitalizmin ve sosyalizmin evrimleşmesini bildiğiniz kaçırdık. Zaten teknolojik değişimler ve sosyal değişimleri de kaçırdık. Aslında görüntümüz dünyada çok zavallı. Dünyanın bizi kıskandığını zannetmeye devam ediyoruz. En büyük sıkıntı algı yönetimiyle dünya liderimiz Almanya’nın bizi gerçekten kıskandığını zannediyor. Ahhhh keşke öyle olsa, her ne kadar bunu isteme saiklerimiz aynı olmasa da arzumuz aynı, sadece ben bunun gerçekleşmesinin çok zor olduğunu söylüyorum ve çalışmak gerek diyorum, o zat bunun olduğunu söylüyor, ne acınası bir durum? Bunu söyleyen zat, cepo telefonu kullanmayı ve mail göndermeyi teknoloji zannediyor? Allah akıl fikir versin amin.

Hep birlikte burjuva devrimini atladık. Şu an içinde bulunduğumuz şehirli toplumun ne olduğu pek de anlaşılamamış. Yaşamını doğa şartlarının dışına çıkaran halk, fabrikalarda sanayi üretimini başlattı. Tüm bocalamalarına karşın burjuvanın bir bütün olduğu anlaşıldı. Yani bu iki çıkar grunun çıkarları çelişmemektedir. Bunun anlaşılması için asırlar geçmesi gerekti. Ne zaman ki 1945 lere gelindi tüketim olmadan üretimin anlamsızlığı anlaşıldı. Bu arada gelişmiş kapitalist ülkeler güçlü işçi sendikalarıyla barış içinde el ele ülkelerine şekil verdiler. Bunu bizim muhafazakar geleneksel sağ seçmenin anlaması çok zor. Çünkü 1980 den beri bu ülkede sendika bir tabudur. Oysa geniş halk yığınlarının örgütlü olarak sistemin içinde kalarak hakkını savunma hakkı vardır ve olmalıdır. Buna katı sağcıların hayır diyeceğini baştan bilmekteyim, ancak hukuk prensipleri bize der ki, katil olduğu açıkça belli olan birisinin bile mahkemede avukat tutma ve savunma yapma hakkı vardır. Bu ilkenin çiğnenme nedenini de bu ülkenin halkı görmek zorundadır. Bu konuları artık bundan sonra daha da fazla anlatmaya devam edeceğim. İdeolojik bakışın karşısına felsefi ve bilimsel bakışla yanıt vereceğim, bunun başka çaresi yoktur, Silivri yolları görünse bile!

Bu yaklaşımın başlangıcı son 40 yıldır baş göstermekteydi. Bizim de yaşadığımız doğal felaketlere dünyanın gösterdiği reaksiyonlar göz kamaştıracak kadar çok oldu. Hatta bizde bile önce kuşku ile yaklaşıldı, sonra bunun samimi olduğu anlaşılınca dirençten vaz geçildi, her yerde olduğu gibi. Buna ideolojik bakan bazılarının komplo teorileri, oyun teorileri ile yanıt vereceklerini gayet iyi biliyorum. Tepkiler gelsin yanıtımı o zaman vereceğim, yüzler daha iyi kızarsın diye.

2008 krizinde gelişmiş batılı ülkeler bizim gezi olaylarına benzer %1 hareketi diye bir hareketle karşılaştılar. Aslında bizim ki ile aynı hareket değildi. Bizim gezi bir muktedirin ağaç katliamına hümanistik açıdan bakarak itiraz etmekteydiler. Oysa batıdaki %1 hareketi şunu söylüyordu: aynı hedefe berberce omuz omuza yürümemize rağmen ve kazancın %99 unu siz alır, biz sadece %1 ini alırken, bu krizde neden biz işsiz, evsiz ve açlığa mahkum kaldık? Bu çok haklı bir itirazdı. Zaten çok uzatılmadan kısa bir sürede bitti. Kimse fikri takip yapmadı. Ama bu hareket bende iz bırakmış ve umut yaratmıştı, gerçekten de umut yaratması gerekmekteymiş. Bu arada kaçınılmaz bir gelişme oldu, Industry 4.0 gelişmleri devam etti ve uygulanacak bir mertebeye kadar geldi. Artık insansız üretim ve ticaret başarısı mümkündür. Haydi uygulayalım? Burada bir direnç ve isteksizlik söz konusudur. Yatırım maliyetlerinin pahalılığı bir yana, sonuçları itibariyle hala tam çözümlenmiş sonuçlar mevcut değildir. Açmaz şurada, sanayi işçileri, üretilen ürünlerin aynı zamanda müşterisi. Bu durumda sendika düşmanlarının algılamadıkları mesele, güçlü sendika ve para kazanan işçiyi yok ettiğinizde neredeyse tüm tüketicileri yok ediyorsunuz. Sosyolojik olarak bakarsanız, köylü çiftçi üretmekte ama güçlü olamadığı için kazancı giderek düşmekte ve geleneksel olarak istenilen düzeyde tüketici olmuyor ve olamıyor. Kasabalı zaten neredeyse yok oldu. Ya şehirlileşti, ya da metropolleri kasaba yaptı. Şimdi burjuvanın yatırımcı sermaye sahipleri, teknolojinin işsiz bıraktığı işçi grubunun tüketimlerine gereksinim duymaktadır. Sadece hizmetler sektöründe çalışanalr tüketim kalıpları için yeterli değildir. Bir zamanlar bu ülkenin bir cumhurbaşkanının hayali olan herkes yazılımcı olsun isteği de bir ütopya olmanın ötesine geçemiyor. Bu durumda bu halk kesiminin elinde para olmalıdır ki, tüketim yapabilsinler.

Bu noktadan sonra yazacaklarım tamamen bir spekülasyondur. Olmamış olaylar hakkında hüküm vermek bizim değil, yaşandıktan sonra tarih kapsamına girecektir. Benimkisi, şu anda sadece tarihe not düşmekten ibarettir.

Öyle zannediyorum ki, bu saatten sonra tüm bildiğimiz ekonomi kuramları az veya çok değişmek durumundadır. Eğer bu kriz döneminde dağıtılan paralar beklenen sonuçları verecek olursa Industry-4.0 baş döndürücü bir hızla başlayacaktır. Bu gelişme gelir düzeyi düşük molan ülkelerin rekabette ki avantajını silip süpürecektir. Hatta bilinen emeklilik kalıplarını da ortadan kaldıracaktır. Bunun yerine bunu uygulayan ülkeler vatandaşlarına asgari geçim geliri ve ücretsiz sosyal konutlar sağlayacaklardır. Hizmetler ve ticaret sektöründe dileyenler için esnaflık yolu açılacak ve hatta bu konuda sermaye desteği dahil her türlü teşvik verilecektir. Toplumun büyük kesimi bu geçim endeksine razı olacaktır, çünkü sürünmeden hayatını temin etmesi olası olacaktır. Daha fazla kazanmak isteyenler için elzem olan iş kollarında işçilik (son derece kıymetli iş kolları olacak), esnaflık, küçük tüccarlık gibi işler kalacaktır. Asgari geçim ücreti olduktan sonra, bu durumda fazladan gelir ücretleri oluşturacağı için işçilikler kayda değer maliyetler olmayacaktır. Tam bu noktada özel okullar, özel hastaneler maalesef bu sistemde yer bulamayacak. Bu krizin bize öğrettiği bir şey var ki, o güzelim özel sektöre devredilen sağlık politikaları İtalya ve İspanya için ulusal felaket sayılacak sonuçlar verdi. Özel okullar ise bizim ülkemizde kötü bir örnek oluşturma yoluna gitmektedir. Maalesef sistem eğitilmiş mezunlar yaratamamaktadır (hiçbir kademe eğitimde).

Bu durumda dünyada gelişmeler gözle görülürken, biz ne yapıyoruz? Vatandaşlardan bağış bekliyoruz? Neresini düzeltelim? Devlet tanımına geldiğimizde bağışla yürüyen ve var olan devlet güçlü değildir. Devler vergi ile güçlüdür. Devlet vatandaşlarına geçinmeleri için kazanç yolları açmakla mükelleftir. Eğer bunu sağlayamıyorsa, vatandaşlarının bağışları art değerde bir varlık yaratamayacağı için çok zayıf bir devlet olmak durumundadır. Bunları tartışamadığımız sürece zerrece gelişme olmayacaktır.

Bu konuda anlatımlarımız devam edecektir.

Sağlık, esenlik ve mutlulukla kalın

Metin Çavuşlar’dan alıntıdır.